Randevu: 0535 359 19 03
Muayenehane: 0224 245 58 55

Emeklilik ve Yaşlılık (2)

Emeklilik ve Yaşlılık (2)

 
         Yaşlılık döneminin zorluklarından biri de eş ve akran kayıplarının yaşanması. Yakınların kaybının etkisinin ne kadar süreceği kişiden kişiye değişmekte ancak kişinin acısını paylaşmasının iyileştirici olduğunu bilmekteyiz, kaybettiğimiz kişiye dair duygularımızı , hatıralarımızı, özlemimizi paylaşmak önemli, kültürümüzde bunu kolaylaştıryor, eğer bu sağlanamaz ve kişinin çökkünlüğü olağan işlevlerini yerine getirmesine engel olacak düzeye gelirse yardım alması gerekir. Kendi kuşağının sağladığı ortamın dostluk ruhu ve desteğinden yoksun kalmak yalnızlık duygusunun artmasına neden olmakta. Yaşlıların da akranlarıyla biraraya gelmesine sağlayacak merkezlere ihtiyaç  var.

        Yaşlı insanlar için kendi kaynakları yanında aileleriyle nasıl bir  ilişkileri olduğu da çok önemli. Yaşlılık dönemiyle beraber , üretkenliğin azalmakta , yaşlılar ilişkideki güç kaybını hissetmekte , ve evlatlarıyla rol değişimi yaşamakta. Ancak bu değişim bizim ülkemizde oldukça sancılı yaşanıyor.

        Halen ülkenin büyük bir kısmında geleneksel geniş aile biçiminde yaşanıyor, yaşlılar evlatlarıyla beraber yaşamaktalar. Büyük şehirlerde ise  çekirdek aileler olmasına rağmen  aile ilişkileri büyük oranda yakın , yaşlı insanların bir kısmı evlatlarından ayrı yaşamalarına rağmen onlarla yakın ilişkideler, bakıma ihtiyaç duyulduğu anda da ya yanlarına yerleşiyor ya da bu insanlar kendi evlerinde bir bakımverenle birlikte yine  aile üyeleri tarafından yakın takip edildikleri bir biçimde yaşamaktalar. Daha az olmak üzere yaşlı bakımevlerinde kalanlar mevcut.

        Bütün bu  seçenekler içinde en olumsuz algılanan yaşlı bakımevleri , kimsesiz aileleri tarafından bakılmayan kişilerin mecbur kaldıkları kurumlar olarak algılanmakta ancak ilerleyen dönemde ülkemizde de bu tür kurumlara olan ihtiyaç giderek artacak. Bu durum özellikle büyükşehirlerde  yaşam şartlarının zorunlu bir getirisi haline gelebilir.

        Kuşakların kaçınılmaz değişimi, dünya ile iletişim ve etkileşimin yoğunluğu, bireyselleşmenin artması ve genç anne babaların kendilerinden daha farklı , az sayıda ancak iyi eğitimli , kendi seçimlerini yapabilen , kendi yoluna gidebilen  bir kuşak yetiştirme çabaları bu durumu kaçınılmaz kılmakta. Bireyselleşmek bu noktada olumsuz algılanabilir. Ancak bildiğimiz şu, evladının bireyselleşmesine , kendisinden ayrılmasına, kendi yoluna gitmesine , kendi ayakları üzerinde durabilmesine izin verebilen ebeveynler yaşamlarının her döneminde olduğu gibi yaşlandıklarında da onlarla daha iyi bir ilişki kurabilmekteler, ihtiyaç duyduklarında problem çözmeyi bilen evlatlarından  yardım alabilmekteler. İlişkilerindeki duygunun bozulmadan devamını sağlayabilmekteler. Gençlerin sahip olmadıkları bilgelik , deneyim , tarih duygusu, yaşam derinliğini sunabilmekteler.  

       İnsanların bakımevleri dışında kendi evinde veya evlatlarıyla yaşamaları onların tüm sorunlarını çözüyor mu? Elbette hayır, bilakis vaktinde düzenlenmemiş ilişkiler bakım ihtiyacı ortaya çıktığında veya birlikte yaşama düzenine geçildiğinde daha içinden çıkılmaz hale gelebilir.   Bir insanın bireyselleşmesi tercihlerini tümüyle ailesinden uzak konumlandıracağı anlamına gelmemeli, biz ilişkide yakın ancak hareketsiz kılabilecek kadar içiçe bir aile yapılanmasına sahibiz.  Örn: yaşlı bir insan birlikte yaşadığı evladının eşiyle bir akşam dışarı çıkmasını yalnız kalamayacağı gerekçesiyle engelliyorsa , genç insanların hareket alanını, kendi ihtiyaçlarını gidermesini engelliyordur.

        Öyleyse yaşlı insanlarla genç kuşaklar arasındaki ilişkiyi ve ilişkinin iyi duygusunu korumanın  birlikte veya yakın yaşayabilmenin yolu nerden geçiyor. Ebeveynlerin evlatlarının kendi ihtiyaçlarını yerine getirebilmelerine izin vermeleri , yaşlılık süreçlerinin evlatlarının değil kendi yaşlılık dönemleri olduğunu unutmamaları, onların kendilerini özlemesine izin vermeleri, genç kuşakların yaşlıları destekler ve  kollarken kendi ihtiyaçlarını yerine getiriyor olmaktan suçluluk duymamalarından ve birgün yaşlanacaklarını unutmamalarından geçmekte.

Derleyen : Uzm. Dr. Bahar Gürsoy Karesioğlu
Kaynak: Üçüncü Bahar , Nathan Bıllıg , M. D. ; 1. Basım  Kasım 2000